Kutsal Ağacın Kökünde
- Deniz Aşık

- 18 saat önce
- 1 dakikada okunur
Dünya hislerini kaybediyor.
Bir virüs;
ilmek ilmek, görünmez bir dikişle
kalabalıkların içine
soğuk bir ip geçiriyor.
Kahkahanın boğazına,
merhametin avucuna,
hatıranın göz bebeğine.
Sonra hepsini aynı renge boyuyor:
donuk.
Ben yine her kış ortası
yolun sonuna varmışım gibi.
Dışarıdaki ıslaklık
yağmur değil; bir yargı.
İnsanın içindeki ışığı
yoklayan soğuk bir hâkim.
Ciğerlerimde o hırıltı:
sanki içimde bir kurt.
Nefesim kendi kendini tırmalıyor.
Rüyalarda hep sınavdayım.
Sabahları öksürürken gelen kan,
kırmızı bir soru işareti.
Göğe açtım ellerimi:
bir umut, bir inanç bekliyorum.
Tanrılar, orada mısınız?
Biri bir işaret çaksın.
En küçük kıvılcım bile yeter…
Kutsal ağacım neredesin?
Evet, bir zamanlar gölgem oydu.
Yaprakları göğe yazılmış dualardı,
rüzgâr okur, ben inanırdım.
Şimdi yaprakları dökülüyor
sanki bir daha çıkmayacakmışçasına;
her düşen yaprakta
bir kelime unutuluyor:
“neden”, “nasıl”, “belki”,
“amin”…