Retrospektif
- 25 May
- 1 dakikada okunur
Uzay-zaman bükümü.
Dinmeyen Mayıs,
sırılsıklam mutlak.
Sabun köpüğü aidiyetler.
Karanlık, yeryüzüne diktiği o siyah sancak.
Geceleri uykuya sığınıyorum.
Ölümün provasız küçük kardeşi gibi.
Sabahları böbreğimde künt bir sızı.
Gözlerimde rüyaların hayreti.
Ardı ardına kısalmış günler.
Ne ileri adım.
Ne geri ricat.
Bahçe direniyor ağır ağır.
Fesleğenler kronik yavaşlıkta.
Gönlüm mucizeye,
duvarlar, merdivenler boyaya muhtaç.
Güneşli günlerde
deniz “kal” diyor bazen.
Kal ki ömrün,
gelip geçen yabancıları
seyretmekle tükensin.
Ne zaman dalgalansam içimdeki nehirde,
sular çekiliyor;
geriye bu kuruyan iskele kalıyor.
İçimde o dilsiz sergi başlıyor.
Konusu: kıyıya vuran eski yüzlerim.
Çatlamış vernikler altında
yarım kalmış bakışlar.
Nem almış tuvaller gibi
kendinden geçmiş,
köşeleri kıvrılmış anılar.
Galeri sessiz.
Duvarlarda hep o eski günlerin gölgesi.
Bir odada çocukluğum sigara içiyor.
Birinde annemin sustuğu o akşam.
Birinde sen,
kapının eşiğinde kalmış
bol küfürlü son cümle gibi.
Çıkışa yakın,
göz hizasında
silik bir yazı:
“Ömür dediğin,
insanın kendi küllerine
uzun uzun bakması biraz.”