Spleen — Kış Notları
- Deniz Aşık

- 11 Oca
- 1 dakikada okunur
Kara kış,
zamandan af dilediğim
mahkûmiyet günleri.
Kapılar kapalı.
takvim paslı.
Hayata yatış izni verdiler:
hareketsizlik,
ruhun hücre cezası.
Yattım.
Yedim.
Uyudum.
Varlık, önüme
küçük, tatsız porsiyonlar hâlinde sürüldü.
Ne yapsam doymak yok.
Açlık mideyle ilgili değil artık;
anlamla...
İlhamdan önce gelen o derin,
adı konmamış boşluk.
İnsan zihninin
kendi yankısında
boğulduğu yer…
Yağmur…
Sadece yağmıyor.
İçeri sızıyor.
Göğsüme doluyor.
Nefesim ıslanıyor,
kelimelerim küfleniyor,
harflerim rutubet.
Burada her şey fazla ıslak:
toprak,
duvarlar,
anıların dip köşeleri.
ve en çok da ruh…
Çiçekler solmuyor, çürüyor.
Yeşil,
umudu temsil etmekten vazgeçmiş bir renkte.
Ölüm soğuktan gelmiyor bu mevsimde;
uzun süre maruz kalmaktan.
Her kış
öleceğimi unuturum.
Ve güneşin yeniden doğacağını.
Araftayım.
Ne cehennem kadar karanlık,
ne kurtuluş kadar aydınlık.
Her şey gri.
Gri,
Tanrı’nın kararsız kaldığı o renk,
belki de insanı sınamak için yarattığı.
İnsan bazen
iki ihtimal arasında değil,
iki yorgunluk arasında sıkışır.
Devam etmek de yorar,
bırakamamak da.
Belimde geçmeyen bir stres ağrısı,
sanki günahlarım kemiklere yazılmış.
Kalbimde
eski bir intikamın sızısı,
unutulmuş ama tam iyileşmemiş.
Caminin minaresi geceleri
hastalıklı bir yeşille yanıyor.
Bakıyorum.
Bekliyorum.
Ne beklediğimi bilmeden.
Belki bir işaret.
Belki sadece ışığın sönmesini.
Odunları doldurdum şömineye.
Bu kış ısınmak,
hayatta kalmanın en ilkel biçimi.
Ateşle aramızda
sessiz bir anlaşma var:
O beni yakmıyor.
Ben de ona
her geçen gün
biraz daha yaklaşmamaya söz veriyorum.
Yine aynı dönemeç.
Yine kurudum.
Yine kaldım.
Ne ileri,
ne geri.
Baudelaire buna spleen derdi:
Göğün alçaldığı,
bulutların mezar taşı gibi çöktüğü,
ruhun içten içe
küf tuttuğu zaman.
Ve insan,
İşte tam da burada
şiire sığınır.