Varoluşun Şişkinliği
- 4 gün önce
- 1 dakikada okunur
Her yer çiçek açtı.
Sanki dünyanın sonuna gelinmiş de
yeryüzü,
ölmeden önce
son bir kez güzel görünmek istemiş gibi.
Koltuğumda uzanıyorum.
Coco ayaklarımın arasında;
küçük, sıcak,
masum bir uykuya gömülmüş.
İçimde bir akşam birikiyor;
yavaş, ağır,
boğazıma kadar yükselen
karanlık su gibi.
İnsan bazen
doymaktan değil,
kendi varlığına katlanmaktan
çatlayacak gibi oluyor.
Yarım bırakılmış her arzuyla
şişmişim.
Martın yarısı geçti.
Takvim yaprakları
yorgun hayvan gibi sürükleniyor.
Yarın yeni hafta.
Cellât
yine kapıda.
Bu sefer farklı olacak mı?
Ne başlamak,
ne bitirmek,
ne konuşmak,
ne sevilmek.
Sadece uzanmak istiyorum.
Her gece yok olmak ister gibiyim.
Aklım başımdan gidiyor,
ama ne gariptir—
hep geri dönüp
beni aynı yerde buluyor.
İçimdeki alaycı karatavuk
var gücüyle ıslık çalıyor.
Kararlarım,
sabaha çıkacakmışım gibi yaptığım planlar…
O kara kuş biliyor:
enkazın etrafında
şarkı söyleyerek dolaşıyor.
Bir insanın içi
bu kadar doluyken
nasıl olur da
kalbi bu kadar boş kalır?
Yarın sabah
yeniden doğacak mı güneş,
yoksa
aynı yorgunluk
başka bir ışıkta mı görünecek?
Yeniden âşık olabilir miyim
bir kuşa,
bir gölgeye,
bir felakete,
bir yüzün içimde bıraktığı
o imkânsız yankıya?
Bir şey hisseder miyim yeniden?
Kalmak ister miyim?
İnsan
kendinde kalmayı
nasıl öğrenir?
Çiçeklerin ortasında
kendime denk düşmüyorum.