Zamanın Tezgâhında İnfaz
- 4 May
- 1 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 May
Salon boylu boyunca uçurum,
Kayıp mağarada aranan o meçhul ceset gibi günlerim.
İçimde biriken tortu, dışarıdaki rüzgârdan eski,
Mayıs, izinsiz yağmur,
camda kırbaç sesi.
Üç gündür eşikte ayaklarım,
puslu dünya, camlarda serap izi.
Tuvalde dinmeyen mahşeri kuş sürüsü,
Fırçanın ucu yamuk, parmaklarımda emeğin bükülüşü.
Omurgamda hayatın eğri hükmü.
Uzanıyorum -
hayaller alemi, gerçeğin kanlı sanrısı.
İçimde intikamın soğuk ve sivri heceleri.
Geçmişin hayaletleri önüme dizilmiş.
Mahkeme, ağır kürsüdeki cellat hakim…
Bekliyorum; ne gökten inecek miras,
ne de sus payı harçlık.
Nükleer bekleyiş:
dinmiş savaşlar, yaşanmamış salgınlar...
Yavaş çekimde çürüyor etraf,
delirişini balkondan seyreder gibi.
Hücrelerimde bir veda provası,
ağır aksak yavaş yavaş yok oluş.
Oysa saçlarım sarının en kutsal tonu,
bukle bukle.
Tenimde taze güneş.
İçimde virüs gibi büyüyen günler;
Kanatlarım, kör bir gece kuşu.
Avuçlarımda sıkıntının kaba pası.
Ahşabın çürüme sesiyle karışıyor
turuncu gün batımının enkazı.
Bostanı böcekler yemiş,
anahtarlar çoktan yitik.
Ablam, neredesin?
Sesin hangi uzak iklimin şakıması.
Bahçenin yabani otları,
göğe açılan ellerim;
kalbim kaskatı sabır taşı.
Bu neyin hâli?
Bir yakarış değil bu,
teslimiyetin mağrur ve boğuk yankısı.