- 5 saat önce
Bak, yine uyandı
o kadim toprak,
çitlerin ötesi tufan,
az ilerisi kıyamet…
Burası ise
süt beyazı,
dilsiz bir durak.
Ben yine o çocuk,
hani şehrin gürültüsünden kaçıp,
köyün taşlı yollarında
kendi krallığını
bir türlü kuramayan.
Ayaklarımda
kıştan kalma o ağır çamur,
avuçlarımda
çiğ bir sarı güneş…
Dışarısı hep yabancı,
içerisi
bitmeyen bir yangın,
bir ateş.
Tam karşımda
yolun bittiği
o son kerpiç duvar;
buradan öteye gitmek,
artık kendimden firar.
Erik ağaçları
ansızın çiçek.
Henüz ham bir meyve gibi
sabırsızlığım;
dayanamayıp ısırdığım
eriklerin çekirdeği,
genzimde patlayan
o kekremsi,
o acı hatıra…
Anla beni,
Korkum dışarıdaki yalandan değil,
içimdeki gerçekten.
Genişleyen göğüs kafesim,
yükten incelen belim…
Resmettiğim her kuş,
göğe bıraktığım nefesim.
Fırçamı daldırıyorum
ovanın en mahzun yeşiline.
Dünya bir hapishane,
oysa ben
sığmıyorum içime.
Kapıları kilitledim,
pencerem
sonsuzluğa açık.
Bilmezler ki,
saklandığım bu daracık ev,
aslında
yıldızların döküldüğü
o gizli yolun sonu.
Bir leylek havalansa şimdi
buğday tarlalarından,
ben koparım
dünyanın bütün
o sahte kollarından.
Bahar gelmiş…
varsın gelsin.
Köyün orman kıyısında,
kendi rengimin
en koyu tonundayım.
Bir çocuğun sessizliğiyle
dünyayı içime ekiyorum.
Tomurcukların sancısıyla
hala açmayı bekliyorum.