top of page

ANTIDISCIPLINARY POETICA

poems by deniz aşık
  • 1 gün önce

Dalın ucunda unutulmuş son soğuk,

Taşın dibinde bekleyen son hüzün,

Suyun içinde ağır ağır eriyen eski bir ad.

Bir çocukluğun,

bir sesin,

bir daha dönmeyecek bir kalbin

uzakta kalmış kıyısı gibi.


Sonra ormana daldım.

Çamların arasında,

unutulmuş bir rüyanın içinden yürür gibi.

Reçinenin ağır kokusunda,

karanlığın bile canlı olduğu o yerde

otların ucunda sabahın küçük sırları.


Kırmızı çiçeklerin açtığı yere vardım sonra.

Rüzgâr dokundu omzuma.

Beyaz bir kelebek geçti içimden,

geç kalmış ama yine de gelmiş

baharın ilk cesaretinden.


Parlak mavi dallar

göğe vurunca

bir sarı kuş

şarkısını söyledi,

dua gibi.

Dedi:

her şey fanidir,

ışık da, gölge de.


Tenim,

yorgunluğum,

dağın ötesi dediğim şey

belki de sadece

yeniden inanabilen bir gündü.


Çiçek tarlasında bir koyun sürüsü,

ötesinde

beyaz bulutlar.

Mavi kumsal boyunca

gidiyor,

geri geliyordu.


İnsan da gelir kendine

en beklemediği anda,

bir bahar esintisinin

omzuna değmesiyle.


Bahar.


Bir daha.


Bahar.


Uçmak için değil henüz.

ama tutunmak için

ince bir dala.

Her yer çiçek açtı.

Sanki dünyanın sonuna gelinmiş de

yeryüzü,

ölmeden önce

son bir kez güzel görünmek istemiş gibi.


Koltuğumda uzanıyorum.

Coco ayaklarımın arasında;

küçük, sıcak,

masum bir uykuya gömülmüş.


İçimde bir akşam birikiyor;

yavaş, ağır,

boğazıma kadar yükselen

karanlık su gibi.


İnsan bazen

doymaktan değil,

kendi varlığına katlanmaktan

çatlayacak gibi oluyor.

Yarım bırakılmış her arzuyla

şişmişim.


Martın yarısı geçti.

Takvim yaprakları

yorgun hayvan gibi sürükleniyor.


Yarın yeni hafta.

Cellât

yine kapıda.

Bu sefer farklı olacak mı?


Ne başlamak,

ne bitirmek,

ne konuşmak,

ne sevilmek.

Sadece uzanmak istiyorum.


Her gece yok olmak ister gibiyim.

Aklım başımdan gidiyor,

ama ne gariptir—

hep geri dönüp

beni aynı yerde buluyor.


İçimdeki alaycı karatavuk

var gücüyle ıslık çalıyor.

Kararlarım,

sabaha çıkacakmışım gibi yaptığım planlar…

O kara kuş biliyor:

enkazın etrafında

şarkı söyleyerek dolaşıyor.


Bir insanın içi

bu kadar doluyken

nasıl olur da

kalbi bu kadar boş kalır?


Yarın sabah

yeniden doğacak mı güneş,

yoksa

aynı yorgunluk

başka bir ışıkta mı görünecek?


Yeniden âşık olabilir miyim

bir kuşa,

bir gölgeye,

bir felakete,

bir yüzün içimde bıraktığı

o imkânsız yankıya?


Bir şey hisseder miyim yeniden?

Kalmak ister miyim?

İnsan

kendinde kalmayı

nasıl öğrenir?


Çiçeklerin ortasında

kendime denk düşmüyorum.

  • 14 Mar

Kışın son külü şöminede

bir hatıra gibi soğuyor.

Bahar, toprağın altından yükseliyor;

ince bir nabız,

köklerin sessiz ayak sesleri.


Deniz her sabah başka bir yüzle vuruyor kıyıya;

her dalga bir söz,

hepsi de yarım kalmış.


Gün ağarıyor yavaş yavaş,

karanlık hâlâ tenimde.

Gözlerim kısık;

gecenin içinden çıkan

bir baykuş gibi

ışığa alışmaya çalışıyor.


Kuş dört mevsim ötmeyi deniyor;

bazen şarkı,

bazen çığlık,

bazen yalnızca nefes.


İncir ağacı bütün bunlardan habersiz,

sütünü yürütüyor gövdesinde.

Köklerinde tarih var,

dallarında gelecek yok;

sadece şimdi,

sadece meyve.


Haritaların üstünde şehirler yanıyor,

ekranlarda dilsiz bir savaş.

Gökyüzü sanki takvimini kaybetmiş;

hangi ay, hangi acı

artık karışıyor…


Yedi kapı var kalbimde.

Yedi kez aynı soru,

yedi kez aynı gökyüzü.

Yedisi de güneşe açılır.

bottom of page