- 7 Mar
Her geçen gün biraz daha küskün,
daha yalnız,
daha uzak bir kıyıya sürüklenen bir gölge yaşıyorum;
dünyanın sertliğinden kendimi korumaya çalışırken
insanın başka bir insana nasıl yaklaşacağını unutmuş halde,
yabani bir hayvan gibi
yalnızlığın çalılıkları arasında dolaşıyorum.
Sarılmak artık
fazla insan işi geliyor,
dokunulmak;
her temas
içimde büyüttüğüm sessizliğin kabuğunu çatlatan
fazla gürültülü bir taş gibi düşüyor içime.
Sabahın ilk saatlerinde
dünya bana doğru yuvarlanan ağır bir kaya gibi;
yüzüm dikenli bir çalılık kadar sert,
her şey sanki bana karşı kurulmuş görünmez bir düzenin
soğuk parçaları.
Gün batımına doğru,
güneş denizin içine gömülürken
kendi sessizliğimin içine biraz daha yaklaşabiliyorum.
Ve o anlarda
insanın kendine sarılması diye bir şey varsa,
belki ona benzeyen
kırılgan bir şefkat
yavaşça omzuma konuyor.
Başarmaya olan açlığım
uzaktan gelen bir çığın uğultusu gibi
her gün biraz daha büyüyerek üzerime devriliyor.
Köyün ortasında,
insanı yavaş yavaş yabanileştiren günlerin içinde
otların, rüzgârın ve tozun arasında
dünyadan biraz daha uzaklaşarak
yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum.
Herkes kendi küçük evreninin merkezinde
başrolünü oynayan bir kahraman gibi
kendi hikâyesini büyütürken,
figüranlar gün boyunca
sokağın tozuna karışıp
akşam olunca yeniden dağılmış bir kalabalığa dönüşüyor.
Her şeyden uzak, yılları çoktan geride bırakmış,
tek başına birbirini izleyen günlerin arasında,
zamanın aynı takvimi defalarca çevirdiği bir yerde
yaşamayı sürdürüyorum.
Geceleri çöp atmak için kapının önüne çıktığımda
yalnızlığımın üç sessiz tanığı var:
çöp kovası,
sokak lambası
ve her seferinde yüzüme doğru eğilip
hiçbir şey söylemeden
hayretle beni izleyen ay.
Yine ayın yedisi oluyor;
günler geçiyor ama bankalar geçmiyor,
zaman bazen merhametsiz muhasebeci gibi
her sabah beni hayata daha borçlu uyandırıyor.
Yine de tuvalin başına geçmeye çalışan
inatçı bir ruhum var hâlâ.
Bazen fırçayı elime almadan önce
kendime şu soruyu sorarken buluyorum:
Bugüne kadar gerçekten bir şeyi sevdim mi,
bir insanı, bir fikri, bir ihtimali?
Kalbimin en karanlık yerinden isteyerek sevdim mi,
yoksa ben de çoğu insan gibi
hayatın ortasında dolaşan
ustaca kurulmuş bir yalan mıyım yalnızca?
Yokuşun ortasında yürürken
bacaklarımda ince bir sızı var
ve nereye gidersem gideyim
içimde taşıdığım o kör talihin
beni bırakmayacağından korkar halde
ovanın kenarında bir kedinin bekçisiyim.
Az önce evi süpürdüm,
dağılmış parçalarımı biraz toparladım;
sanki taşları yeniden üst üste koymuş gibi
kendimi bir araya getirdim.
Ama yarın
aynı çukurun beni yeniden çağırmayacağını
kim söyleyebilir?